SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ

4. Parti Meclisi Kararları


13 Aralık 2009


SDP 4. Parti Meclisi, 13.12.2009 günü İstanbul’da toplandı. Toplantıya Afşin Umar, Burcugül Çubuk, Dilay İnkaya, Döne Şahan, Ersin Önsel, Sema Kılıç, Semra Uzunok, Sultan Seçik, Yadigar Salihoğlu mazeretli olarak, Atilla Aka, Çağlar Demiröz, İlknur Tanrıverdi, Volkan Gültekin mazeretsiz olarak katılmadı.

 

GÜNDEMLER:

1) Politik durum

2) Örgütsel durum ve yeniden yapılanma

3) Bilgilendirme ve büro faaliyetleri

4) DBH

5) Yayın

6) 4.Konferans/Kongre takvimi

7) Boşalan PM üyelikleri için göreve çağırma

8) MYK seçimi

9) Serbest

 

Genel Başkan Rıdvan Turan’ın politik ve örgütsel durum üzerine yaptığı konuşmanın ardından Parti Meclisi belirtilen gündemler çerçevesinde şu kararları almıştır:

 

KARARLAR:

1) PM’de yapılan değerlendirmeler ışığında politik durum metni karar altına alınmıştır. (EK 1)

2) Örgütsel durum yeniden yapılanma gündemi çerçevesinde MYK’nın parti  kamuoyuna sunduğu (9. MYK Kararları 2. Ek) “SDP’de Tarihsel Süreç, Kriz Dinamikleri ve Yeniden Yapılanma” metni onaylandı. Bu çerçevede partimizin hızla bir reorganizasyon içerisine girdiğinin altı çizildi. Yerel örgütlerin reorganizasyonun izlenmesi konusunda MYK görevlendirilmiştir.

3) İl örgütlenmeleri ve yerellerinin durumu değerlendirildi. Bursa ve Adana illeri MYK’nin illere göndermiş olduğu değerlendirme anketine yanıtı yazılı olarak divana iletti. Diğer illerin de değerlendirme anketlerini doldurarak bir an önce elden MYK’ya iletmeleri gereklidir. Büro değerlendirmeleri yapıldı. Örgütleme bürosunun sunumu sözlü olarak yapıldı. Sendikal büronun sunumu ektedir.(EK 2)

 4) DBH’nin yürüttüğü “demokratik çözüm demokratik Türkiye” kampanyası çerçevesinde tüm il örgütlerimizin azami bir biçimde önem göstermelerinin altı çziildi. DBH’nin özellikle Mersin örgütlenmesinde organizasyon sıkıntısının çözülmesine ilişkin olarak DBH bileşenleriyle görüşmek üzere MYK görevlendirildi.

5) Yayın gündeminde, Sosyalist Demokrasi gazetesinin ve web sitesinin durumu üzerine görüşüldü. Bu gündemde gazete ve web sitesi ile ilgili karar tasarısı oy birliği ile karar altına alınmıştır:

Sosyalist Demokrasi Yayın Kurulunun, Ankara ve İzmir’den başlayarak yeni üyelerle yerel komisyonlar oluşturmasına, yeni yayın kurulu üyelerinin bir sonraki PM’nin onayına sunulmasına, 15 günlük periyodu düzenlileştirip haftalık yayına geçiş hazırlıkları yapılmasına, Gazetenin web sitesinin (www.sosyalistdemokrasigazete.net) yorum ve makalelerle günlük olarak güncellenmesine, gazete ve siteye yazı, yorum ve haberlerle katkı sunan üyelerin katılımıyla bir eposta grubu oluşturulmasına, bir Medya İzleme Grubu oluşturularak yerli ve yabancı ve sosyalist basından yapılan derlemelerin siteye yansıtılmasına ve özet raporların MYK’ya ve PM’ye sunulmasına, karar verildi.

7) SDP Parti Meclisinde istifalarla boşalan üyeliklere, Yedek Üye listesinden şu üyelerin çağrılmasına  oy birliği ile karar verildi:

Serkan Kaya (Mersin),

Yeliz Ergün (İzmir),

Özbey Türk (İstanbul)

8) 2. Olağanüstü Konferanstan bu yana çeşitli nedenlerle MYK üyeliklerinde oluşan eksikliklerin PM’de giderilmesi amacıyla 11. MYK sonrasında MYK üyeleri istifa etmiştir. PM’de yapılan seçim ile MYK şu üyelerden oluşmuştur:

Ekin Bodur (fahri danışman)

Dilay İnkaya (fahri danışman)

Sultan Seçik

Yeşim Ergün

Afşin Umar (fahri danışman)

Barışta Erdost

Çağdaş Demirel

Tahir Ozan

Ulaş Bayraktaroğlu

Volkan Gültekin

Volkan Köse

9)  6 Aralık’ta barış talebiyle yapılan basın açıklamasına katıldıkları için gözaltına alınan iki üyemiz tutuklanarak Metris Cezaevine konmuştur. Yoldaşlarımız önümüzdeki günlerde Tekirdağ F-Tipine nakledildiklerinde, kart ve mektup göndererek dayanışma duygularımızı iletebilmemiz için adresleri parti kamuoyuna duyurulacaktır. Bu çerçevede her yerelin kart göndermek üzere dayanışma eylemi yapması karar altına alınmıştır.

10) Günlük gazetesi genel yayın yönetmenliğine, partimize uygulanan ambargo çerçevesinde MYK’ca bir eleştiri metni gönderilmiştir. Bu çerçevede sürecin takip edilmesi ve gerekirse ele alınan eleştiri mektubunun sosyalist kamuoyuyla paylaşılması ve bunun zamanlaması konusunda MYK görevlendirilmiştir.

 

Yeşim Ergün                 Ekin Bodur

MYK üyesi                    MYK üyesi

 

 

EK 1:

SDP 4. PARTİ MECLİSİ

POLİTİK VE ÖRGÜTSEL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

13 Aralık 2009

 

PM toplantımızı cezaevine gönderdiğimiz barış savunucularımıza ithaf ediyoruz.

Parti Meclisimiz geçirdiğimiz 2 aylık süreçte, ABD’nin yeni Ortadoğu politikaları, Kürt sorunu ve açılım politikaları ve birkaç gün önce meydana gelmiş olan grizu faciasını bu sürece istikamet veren temel politik olaylar olarak değerlendirmektedir.

 

Ortadoğu’da yeni dönem ve Türkiye oligarşisinin açmazları

ABD emperyalizmi bir yandan işgal ve tahakküm konseptini devam ettirirken bir yandan da 11 Eylül saldırısının ardından, gerileyen hegemonyasını yeniden kurmaya çalışmaktadır. Obama’nın gelişi ile pompalanan “barış” ve “güç yerine rıza” edebiyatının  ömrü kısa sürmek zorunda kaldı. Obama’nın Afganistan’a 30 bin ek asker gönderme kararını açıkladığı konuşmasının ardından emperyalizmin tüm günahlarını Bush’un üstüne yıkıp Obama’dan bir melek yaratma peşindeki emperyal ideologların inandırıcılıkları bir darbe daha yedi. ABD’nin göndereceği ek askerle birlikte Afganistan’daki asker sayısı 100 bine ulaşmaktadır. Öteki NATO ülkelerinin askerleriyle birlikte bu sayı 140 bini aşmaktadır. Bu sayı ABD’nin Irak’ı işgal ederken ülkeye yığdığı asker sayısına eşittir. Obama ek askeri 18 ay içinde Afganistan’dan bütün askerlerini geri çekmek için gönderdiğini açıklamaktadır. Afganistan “bataklığındaki” her iki askerini oradan çekip çıkarmak için bir asker daha göndermek zorunda kalınıyor olmasının anlamı açık ve nettir: ABD, NATO ülkeleriyle birlikte 8 yıldır işgal altında tuttuğu Afganistan’da, Irak’ta olduğu gibi yarım yamalak bir “düzen” bile kuramamış, Irak’ta olduğu gibi askeri üslerine çekilip işgali örtülü bir biçimde sürdürebileceği bir “istikrar”a geçiş planları yapabilir hale gelememiştir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu yedi düvel NATO askeri, “mağaralarda yaşıyorlar” diye küçümsenen bir halkı dize getirememiştir.

ABD emperyalizmi Irak’ta, işgalden bu yana milyonlarca insanı öldürerek, koskoca bir kültürü ve tarihi barbarları kıskandıracak bir biçimde tahrip ederek, halkları birbirine kırdırıp yeraltı ve yerüstü zenginliklerini yağmalayarak kurmaya çalıştığı Amerikan düzenini Irak parlamentosuna dayatılan SOFA antlaşmasıyla örtülü işgal biçiminde sürdürme hazırlığı içindedir. Bu dönemde güç dengelerinin aleyhine gelişmemesi için tedbir olarak Türkiye’ye yeni bölgesel roller biçilmiştir. Bu kurtlar sofrasının artıklarını midesine indirmek derdindeki Türkiye oligarşisi ABD’nin bölgedeki jandarmalığı rolünü bölgeye “yumuşak güç”, “komşularla sıfır sorun” vb. söylemlerle pazarlamaya çalışmaktadır. ABD’nin siyasi ve askeri taşeronluğunu yaparak palazlanmak, bölgede güç merkezi olmak ve ondan sonra AB’ye kapağı atmak stratejisi, Türkiye’yi herkese başka bir masal anlatmaya, çok-yüzlü bir dış politika izlemeye mahkum etmektedir.

Egemenler bu yeni bölgesel rollerini ellerine-yüzlerine bulaştırmamak için Kürt sorununda şöyle ya da böyle bir çözüme ulaşmak zorunda olduklarını anladıklarında, aralarındaki çelişkileri bir yana bırakıp, bir devlet projesi olarak Kürtsüz Kürt ‘açılımı’nı devreye soktular. ‘Açılım’ ve ‘çözüm’den anladıklarının Kürt özgürlük hareketini tasfiye, Kürt halkını örgütsüz bırakma projesi olduğu çok geçmeden bütün çıplaklığıyla anlaşıldı. Devletin Kürt sorununda değişen konsepti, sorunu bir iç güvenlik sorunu olarak görmekten bir bölgesel güvenlik sorunu olarak görmeye geçişten ibarettir. Sorun öyle de bir “terör” sorunu, böyle de bir “terör” sorunu olarak ele alınmakta, yalnızca Türk devletinin değil, ABD’nin ve bölge devletlerinin ortaklaşa bir sorunu olarak çözülmeye çalışılmaktadır. Ankara-Bağdat hattının bir önkoşulu olarak Ankara-Erbil hattı örülmekte, Anti-İsrail bir söylem öne çıkarılarak bölgedeki İslami tepkiye ılımlı ve Amerikancı bir kılıf geçirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye hem bu büyüme stratejisinin önünde engel olan Kürt sorununu sorun olmaktan çıkarmak, hem bu sorunu bu büyümeyle birlikte çözmek biçiminde ikili bir yol izlemeye çalışmaktadır. Ancak gelinen “halksız demokrasi”ye uygun düşen bir “Kürtsüz meclis” noktasının bu süreçte oligarşinin planlarındaki zaafı ortaya çıkarması engellenememiştir.

 

Adı ‘açılım’ olan bir süreçte en yapılmayacak olan demokratik kanalların tıkanmasıdır

Anayasa Mahkemesi tarafından DTP’nin kapatılması ve Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk’un milletvekilliklerinin düşürülmesi kararı, bir devlet projesi olarak Kürtsüz Kürt açılımının tasfiye amaçlı bir savaş projesine dönüştüğünün göstergesidir. Açılım sürecinde hükümetin izlediği yol ve yöntemler, Kürt sorununun demokratik çözümüne ve barışa değil, halkların birbirine düşürülmesine ve savaş araçlarının ön plana çıkarılmasına hizmet etmiştir. SDP, hükümeti, halkları birbirine düşürmek adına tezgahlanan bu savaş projesinden derhal vazgeçmeye çağırır.

11 Aralık’ta Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi "terör faaliyetlerinin odağı haline geldiği” gerekçesiyle oybirliğiyle kapatması ve DTP grubunun parlamentodan fiilen çekildiğini açıklaması ile Türkiye Kürt sorununda kritik bir evreye girmiş bulunmaktadır. Kapatma kararına öngelen bir hafta içinde her gün yeni gelişmelerle tırmanan gerilim, barış grubunun Türkiye’ye giriş yapmasının ve Kürt halkının sürecin öznesi olduğunu, kendisine rağmen bir açılımın sözkonusu edilemeyeceğini göstermesinin ardından devlet, sokaktaki ırkçı ve şoven tepkiyi de devreye sokarak Habur’un rövanşını almayı, Washington’da, Erbil’de, Bağdat’ta uluslararası ve bölgesel aktörlerle kapalı kapılar arkasında belirlenen yol haritasını tepeden dayatmaya devam edebilmek açısından kaçınılmaz bir zorunluluk olarak görmüştür.

Avrupa’dan gelecek ikinci barış grubunun engellenmesi ve başbakanın ‘sil baştan yaparız’ tehdidi, Kürt halkının barış coşkusunun karşısına Türk halkının devlet güdümlü ve ucunda etnik iç savaşın yükselmesi tehlikesini barındıran ırkçı tepkisinin kısmen kontrollü olarak devreye sokulmak istenmesi ‘açılım süreci’nin amacının barış ve demokratikleşme doğrultusunda bir çözüm değil, tasfiye amaçlı bir ‘çözüm’ olduğunu yeterli açıklıkta gözler önüne sermiştir.

Devlet sorunun sırf askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini kabul etmiş, ama sorunu bir terör sorunu olarak görmekten vazgeçemediği için, PKK’yi çözerek Kürt sorununu  çözmeye endeksli bir hat izlemiş, bu hatta başarılı olamayınca suçu Kürt halkının ve DTP’nin üzerine yıkarak, içi boş da olsa adı açılım olan bir süreçte en yapılmayacak olandan, yani Kürt halkına demokratik zeminde siyaset yapma kanallarını kapatmaktan başka bir anlama gelmeyen yasal partisini kapatmaktan ve parlamento grubunu düşürmekten medet umar hale gelmiştir. Açılımın geldiği nokta PKK’yi dağdan indiremeyince DTP’yi dağa çıkarmaya çalışmak olmuştur.

Böylece açılımdan murad edilenin çözümsüzlük politikalarını terk etmek değil, cilalı bir çözümsüzlük hapını halka yutturabilmek olduğu, bunda başarısız olununca da savaş borazanlarının devreye sokulmasından imtina edilmeyeceği apaçık ortaya çıkmıştır.

2. PM’nin tam dört ay önce, 9 Ağustos 2009 tarihli kamuoyuna açıklamasında, şu saptamalar yer almaktaydı:

“Bu haliyle “Kürt Açılımı” Türkiye devletinin kendi kurumları arasında ve ABD, Irak ve Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle çoğu kapalı kapılar ardında yürütülen müzakerelerde varılan uzlaşma unsurlarını içermekten öte bir anlam ifade etmemektedir. Devlet kendi yol haritasını dünyanın ve bölgenin egemen güçleriyle görüşerek kendince çizmiş, ne Kürt halkının temsilcilerinin ne de demokrasi ve barış güçlerinin temsilcilerinin somut öneri ve talepleri dikkate alınmıştır. Basında yer alan haberlerden Genelkurmay ve MİT’in katılımıyla sürdürülen çalışmalarda anadilde eğitim, özerklik, operasyonların durdurulması gibi konuların “kırmızı çizgi” olduğu, Kürtçe yer isimleri, üniversitelerde Kürt dili bölümleri, Kürtçe yayın gibi konularda açılım planlandığı anlaşılmaktadır.

“Öte yandan … PKK’nin aylardır uyguladığı ve en son 1 Eylül’e kadar uzattığı tek taraflı ateşkes anlamına gelen çatışmasızlık kararına devlet operasyonları durdurarak karşılık vermek ve böylece diyalog ortamına zemin hazırlamak yerine “sınır ötesi” bombalamaları sürdürmekte, sınıra yığınak yapmakta ve PKK’yi tasfiye etmek için ABD, Irak ve Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle ayrıntılı planlar hazırlamaktadır. …

“Washington-Ankara-Bağdat-Erbil hattı Kürt sorununda demokratik bir çözüm için değil, demokratik çözüm için sıkıştıran özneyi tasfiye etmek için kurulmuştur. Kürt özgürlük hareketini bastırdıktan sonra Kürt sorununda demokratik çözüm için basıncın da doğal olarak ortadan kalkacağı varsayılmaktadır. PKK’yi çözerek Kürt sorununu “çözmeye” çalışmak, sorunun tarihsel özünü anlamamak demektir. …

“Kürt sorunu gibi 85 yıllık tarihsel bir soruna demokratik bir çözüm yolunu açmak sorunun köklerine eğilmekten, tarihsel yanlışları aşmaktan geçer.  Sorunun temelinde Anadolu ve Mezopotamya halklarından oluşan zengin mozaiği tek bir politik kalıba dökerek tek millet, tek dil, imtiyazsız-sınıfsız bir toplum yanıltmacası yaratmaya dayalı şoven milliyetçi ideoloji, asimilasyoncu ve inkarcı politikalar yatmaktadır. Bütün tarihsel süreç boyunca Kürtlerin özgürlük talepleri zor yoluyla bastırılmıştır. Sorun bir “terör sorunu” değil, demokrasi sorunudur. Sorunun kaynağında demokratik barışçıl yöntemlerin devre dışı bırakılması yatmaktadır. Sorunun özünü Kürt halkının kolektif varlığı ve kimliğinin tanınmaması, kendi siyasi geleceğini özgür iradesiyle belirleme hakkının reddedilmesi oluşturmaktadır. …

“Sosyalistlerin ve demokrasi güçlerinin bu süreçte üzerine düşen tarihsel ve ertelenemez bir görev vardır. Bu görev Kürt sorununun demokratik çözümü için işçiler, emekçiler ve kent yoksulları içindeki çalışmaları derinleştirmek, siyasal demokrasi mücadelesini yükseltmek ve bütün olanakları seferber ederek Kürt özgürlük hareketi ile dayanışma içerisinde olmaktır. Demokrasi güçleri, Eylül ayından sonra çözüm için bir adım atılmadığı takdirde, gelişecek sürecin tehlikelerine şimdiden hazırlıklı olmalı ve bu tehlikeyi bertaraf etmek için tedbirler geliştirmelidir.”

SDP PM,  bu saptamalar ışığında kamuoyuna açıklamasını şöyle sonlandırmıştı:

“Sosyalist Demokrasi Partisi, Kürt sorununun demokratik çözümü için mücadeleyi sınıf mücadelesinin ertelenemez görevleri arasında görmekte ve Kürt sorununun çözüm mecrasına girebilmesi için bugünkü koşullarda demokratik açılımların gerçekleştirilmesi gerektiğine inanmaktadır. Sosyalist Demokrasi Partisi, sorunun demokratik çözüm yollarını tıkayan, çözüm diyerek inkar ve imha konseptinde direnen tüm anlayışlara karşı halkların eşit ve kardeşçe yaşamının gerçekleşmesi için üzerine düşen her türlü görev ve sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır.”

SDP,  kalıcı bir barışın asgari imkanlarının yaratılmasının önkoşulu olarak saptadığı 7 maddelik bir öncelikli adımlar listesini ‘herkesin görüşüne açığız’ diyen hükümete iletmek için dünya barış günü öncesinde İstanbul’dan Ankara’ya yürüdü. Bu yürüyüş, Türkiye sosyalist hareketinin gerçekleştirdiği en anlamlı ve bu konuyu doğrudan merkezine koyan tek eylemdi.  Kocaeli, Bursa, Eskişehir’den geçerek Ankara’ya ulaşan yürüyüş her durağından topladığı barışa ve kardeşliğe susamış emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin sesini, Ankara’nın soğuk ve tepkisiz duvarlarına çarptı.

SDP sürecin başından bu yana barışın ancak savaşanlar arasında olabileceğini söyleyegeldi. Kürt sorununun çözümünde Kürtlerin muhatap alınmasının bir tercih değil zorunluluk olduğunu belirtti. Hükümetin kendi kendine gelin güvey olduğunu, Kürtlerin siyasal iradesini içermeyen çözüm adımlarının ancak bir tasfiye anlamına geleceğini ve bunun da Kürtlerce kabul görmesinin olanaksız olduğunu söyledi.

Aradan 4 ay geçtikten sonra Türkiye’nin sürüklendiği tablo ümit tüketici bir tablodur. Anayasa Mahkemesi DTP’yi kapatma davasını esastan görüşmek üzere gündemine alınca 6 Aralık’ta SDP Genel Başkanının kamuoyuna yaptığı açıklamada vurgulandığı gibi “Anayasa Mahkemesinin talebine rağmen parti kapatmayla ilgili yasa değişikliğini gerçekleştirmekten özenle kaçınan hükümet, aylardır “açılım” diye diye barış ve demokratikleşme doğrultusunda hiçbir somut adım atmadan şoven ve ırkçı tepkinin yükselmesine yol vermekte ve Kürt özgürlük mücadelesini geriletebilmek için sonu iç savaşa varabilecek tehlikeli oyunlardan medet ummaktadır. Eğer İzmir’de DTP konvoyuna, Çanakkale’de Kürtlere saldırılara çanak tutarak, AB standartları sağlıyorum diye Abdullah Öcalan’ı “burada beş metrelik bir kuyunun dibinde gibiyim” dediği bir odaya naklederek … ve şimdi de partisini kapatarak, Kürt halkının bir devlet projesi olan Kürtsüz Kürt “açılımı”na razı geleceği sanılıyorsa, bu büyük bir yanılgıdır.”

Bu arada DTP’nin kapatılmasına ön gelen günlerde Tokat’ta meydana gelen ve 7 askerin ölümüyle sonuçlanan saldırı kamuoyunda açılımın sona erdiği ve çatışmalı sürecin yeniden başladığı biçiminde okunmuştur.

DTP’nin kapatılması, Kürt sorununda onyıllardır sürdürülen şiddete ve imhaya dayalı çözümsüzlük politikasından bir milim bile sapılmak istenmediğinin açık göstergesi olmuştur. DTP’nin kapatılması baştan beri süregiden olumsuz tablonun finali olmuştur. Şimdi durum büsbütün değişmiştir. DTP’nin kapatılması bir sürecin de kapatılması anlamına gelmektedir. Kürt halkının demokratik haklarını içermeyen açılımlardan bir sonucun çıkmayacağının devlet katında da  görülebilmesi için daha kaç yıl geçmesi, kaç askerin, kaç gerillanın, kaç Aydın’ın, kaç Serap'ın ölmesi gerekmektedir?

Bu arada giderek yoğunlaşan siyasal eylem ve etkinliklerde, halkın zarar görmemesi için azami dikkat sarfetmenin gereği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Otobüs molotoflamak gibi eylemlerin barış ve demokrasi mücadelesine katkı yapmadığı, tersine günahsız insanların ölümüne yol açtığı açıktır. Partimiz bu türlü eylem ve etkinlikleri doğru görmemektedir.

Önümüzdeki dönem gündeme gelecek olan açılımın 2. perdesi büyük olasılıkla birinciden farklı olmayacak ve devlet çözümsüzlük politikasında ısrarcı olacaktır. Sokağın tansiyonu giderek artmakta, yurtseverlerin yanında giderek tüm devrimci demokrat kurumlar da saldırının hedefi olmaya başlamaktadır. Artık sokaklarda silahlar ateşlenmekte, kitlesel linç kampanyaları düzenlenmektedir. Bu somut durumda SDP gerek kendi örgütsel varlığıyla ve gerekse DBH vasıtasıyla, geliştirilmekte olan bu milliyetçi şoven kampanyaya engel olmaya çalışacak bir diğer yandan da Kürt sorununun demokratik çözümü için çalışmalarını sürdürerek enternasyonalist görevini yerine getirmeye çalışacaktır.

PM’miz tüm örgütümüzü mevcut siyasal duruma karşı uyanık olmaya çağırırken tüm yoldaşlarımızı şovenizme, Kürt düşmanlığına ve çözümsüzlük politikalarına karşı görev başına çağırır.

 

Bursa’daki grizu faciası bir devlet terörüdür!..

Bursa Mustafakemalpaşa’da meydana gelmiş olan ve 19 işçinin ölümüyle sonuçlanan grizu patlamasının bir iş kazası olmadığı, bir iş cinayeti olduğu açıktır. Maden mühendisleri odasınca defalarca raporlaştırılıp bakanlığa ulaştırılmasına rağmen madende herhangi bir iyileştirmeye gidilmemiştir. Madenin ciddi risk altında olduğu defalarca raporlaştırılmıştır. Buna karşın 19 işçi göz göre göre ölüme gönderilmiştir. Suçlu yalnızca önlemleri almadığı için maden sahibi değil, kedilerine defalarca bu madenle ilgili rapor geldiği halde bir yaptırım uygulamayan bakanlıktır. Yani bu bir sistem cinayetidir, bu cinayetin işlenmesinde maden sahibi ve hükümet işbirliği yapmışlardır.

Madenci cinayeti, önceden planlanmış, organize edilmiş bir devlet terörüdür.

SDP ölen madencilerin ailelerine ve emekçi halkımıza baş sağlığı dilerken aynı zamanda bu cinayeti işleyenlerin peşini bırakmayacağını ilan eder.

Bu tür ölümlerin “insan eti yiyen para kusan” kapitalist sistemin bir gerçekliği olduğunu ve bu gerçekliği değiştirmenin yolunun da emek ve demokrasi mücadelesini yükseltmek olduğunu tespit eden partimiz, tüm üye ve sempatizanları başta olmak üzere özellikle Bursa’daki örgütünü süreci takip etmek noktasında görevlendirir.

 

Stratejik hedefimiz örgütlenme ve kadrolaşmadır

Partimiz geçen aylarda ilan ettiği yeniden yapılanma sürecinin ara sonuçlarını derlemeye başlamıştır. Bugün yeterli olmamakla birlikte örgütsel durumumuzda bir iyileşme ve düzeltmeden bahsetmek olanaklı görünmektedir.

Partimiz giderek daha görünür olmakta, mücadelenin ön saflarında yerini sağlamlaştırmaktadır.

Yayın, sınıf örgütlenmeleri, gençlik vb alanlarda önemli gelişmeler olmaktadır.

Bugün daha önce olmadığımız bazı yerellerde örgütlenmekte, parti örgütü kurma noktasına ulaşmaktayız. Gençlik hareketimiz gelişmekte ve yaygınlaşmaktadır. Gençliğin kadrolaşması için yapılan çalışmalar devam etmekte ve olumlu sonuçlar almaktayız. Partimizin politik temsili güçlenmektedir.

Önümüzdeki 1 Mayıs’a kadar olan süre çok önem taşımaktadır. Bu zaman dilimi planlı programlı ve hedefli bir çalışma ile geçirilmeli ve örgütsel potansiyelimiz bir üst aşamaya sıçratılabilmelidir.

Son aylarda SDP’liler kendi yerellerinde militan mücadelede kendinden söz ettiren bir görüntü vermektedirler. İzmir’deki Canan Arıtman eylemi gibi eylemleri sayıca arttırmak ve daha örgütlü kılmak, buna benzer eylemlilikleri süreğenleştirmemiz gerekmektedir.

Partimiz gündelik politikaya daha etkin müdahale etmeye başlamıştır. Bu durum partimizin örgütsel ve politik planda gelişimini artırmaktadır.

Diğer yandan partimize yönelik devlet baskıları artmakta, yayınlarımız toplatılmakta ve kapatılmakta, üyelerimiz tutuklanmakta ve davalar açılmaktadır. Tüm arkadaşlarımız bu konuya dikkat etmelidirler.

Partimiz yeniden yapılanma sürecini şu biçimde ele almaktadır:

1.      Stratejik hedef: örgütlenme ve kadrolaşma.

2.      Araç: partinin örgütsel yeniden yapılanması.

3.      Yöntem: merkezin yeniden yapılanması -merkez yerel ilişkisinin yeniden yapılanması- yerellerin yeniden yapılanması (merkezi ve yerel düzeyde yönetim organlarının düzenlenmesi, siyasete günlük müdahale edilmesi).

4.      Çalışma tarzı: çalıştığımız her alanda, somut, ölçülebilir, hedefi, süresi belli, örgütlü çalışma.

 

      

EK 2:

Sendikal Büro Raporu

SDP MYK sendikal büro toplantısı 07.11.09 tarihinde Ankara, İstanbul, İzmir ve Mersin’den toplam 10 üyenin katılımıyla gerçekleştirildi.

Gündemler:

1- Politik durum değerlendirilmesi

2-Örgütsel durumumuzun değerlendirilmesi

3-Sendikal büronun faaliyet programı

Kararlar:

İç iletişimin sağlanması için sitenin forum bölümünün illerden gelecek sendikalı olan partililer yönetimdeki sendikal alan sorumluları ve üyemiz olmayan politik olarak yakın olduğumuz sendikalılar (DDH) mail adresleri ve cep telefonları bilgileriyle aktifleştirilecek. Bu konuda sorumluluğu Yeşim aldı.

Dışarıdaki en önemli örgütlenme araçlarımızdan biri olan web sitesinin etkinleştirilmesi kararlaştırıldı. Siteden sorumlu Sinan olarak belirlendi. İllerden de bir sorumlu isteniyor. Sitenin adresi www.emekciler.com. Aralık sonunda sitenin güncellenmiş ve işleyişe geçmiş olması planlanmaktadır.

Sendikal büromuzun işleyişinin düzenli, illerle koordineli bir biçimde yürütülmesi için düzenli illeri dolaşacak bir iç örgütlenme ekibi belirlendi. Şubat sonuna kadar il ziyaretlerinin gerçekleşmiş olması planlanmaktadır.

Sosyalist Demokrasi gazetesi emek sayfasına yazı yazacak beş kişilik bir ekip oluşturuldu.

MYK Sendikal Büro oluşturuldu: Yeşim, Sinan, Yılmaz, Barış, Nurşen, Derviş, Aysel. Aylık sendikal büro toplantısı alınacak. Sendikal büro illerin ihtiyacına ve iç örgütlülüğümüzün durumuna göre bir Türkiye Forumu örgütleyecek. Foruma MYK ve PM’nin aktif destek sağlaması önerisi ilgili organlara götürülecek.

KESK’in merkezi bürolarına vereceğimiz arkadaşlar:

Basın yayın: Sinan; Kadın bürosu: Yaşar; Örgütlenme bürosu: Yılmaz; Eğitim bürosu: Aysel

 

PM KARARLARI

 

7. PM KARARLARI (09.05.10)

6. PM KARARLARI (28.03.10)

5. PM KARARLARI (14.02.10)

4. PM KARARLARI (13.12.09)

3. PM KARARLARI (09.08.09)

2. PM KARARLARI (09.08.09)

1. PM KARARLARI (20.06.09)