Anayasa Mahkemesinin kararıyla DTP grubu düşmüş oldu.
Vekiller önce meclis çalışmalarına bundan böyle katılmayacaklarını ilan
ettiler, ardından Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi’nde
çıkan eğilim gereğince vekilliklerden istifa etme kararı aldılar. İstifa
süreci sanırım başlamış durumda.
Sözü dolandırmanın anlamlı olacağı kanısında değilim, o
yüzden son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim: meclisten ve vekillikten
çekilme kararı hatalı bir taktik adımdır.
İtirazları duyar gibi oluyorum.
“Parlamento bizi hazmedemedi, DTP'nin parlamentoda
olmasından faydalanılamadı, hukuki ve adil olmayan bir kararla partimiz
kapatıldı” denecek. Elhak doğrudur tüm söylenenler.
Zaten süreci tahlil etmekte değil, tahlili siyasi
sonuca götürmekte farklı yaklaşımlar var.
DTP'nin kapatılmasıyla birlikte son günlerde pek çok
köşe yazarında bir DTPseverlik gelişti.
Herkes bir anda DTP’nin öneminin farkına vardı. Doğrusu
gözlerimiz yaşardı.
Parlamenter demokrasinin önemine sonuna kadar inanan bu
zatı muhteremler, dün DTP’yi yerden yere vururken, ve daha beteri DTP’ye
yönelik kampanyaları hemen hiç eleştirmezken, yer yer linç
kampanyalarına katılırken, DTP kapatıldığında DTPsever kesildiler.
Ben ne parlamenter demokrasinin nihai çözüm olduğunu
düşünenlerdenim ne de meclisin yarattığı demokratik yanılsamaya
inananlardanım. Bizimkileri bir yana koyduğumuzda, meclisin
halklarımızın meclisi olmadığını, bir avuç tekelci kapitalistin,
emperyalist yalakanın, militaristin, savaş ve kan tüccarlarının
temsilcisi olduğunun farkındayım.
Buna karşın mecliste yer almama kararını doğru
bulmuyorum.
Benim gerekçelerim son derece basit:
DTP kapatıldı ve vekiller meclisten ayrıldı. Peki yeni
parti (Barış ve Demokrasi Partisi) meclise girmek gibi bir amaca sahip
olmayacak mı? Örneğin önümüzdeki seçimlerde BDP seçimi boykot mu edecek?
Bundan sonraki strateji genel seçimleri ve meclisi boykot etmeye mi
yöneliktir? Pek zannetmiyorum. Peki o zaman yarın tekrar girmeye
çalışacağımız kapıdan bugün neden çıkıp gidiyoruz. Yapacaklarımız bitti
mi?
Denebilir ki “bizim barış çağrılarımıza cevap
vermediler ve muhatap olarak görmediler ve biz de çıktık, gittik.” Peki
BDP’yi gelecek parlamentoda bağırlarına basacaklarının garantisi var mı?
Mesela burjuva partileri “yav ne iyi ettiniz de geldiniz, sizi çok
özlemiştik” mi diyecekler.
Elbette hayır.
Tarihsel ve siyasal olarak bütün gericiliğine karşın o
mecliste olmanın gerekliliği ortadadır. Hâlâ meclis bir savaş ve çatışma
meclisi olarak duruyorken, savaşa ve çatışmaya tam da kaynak aldığı
yerden hayır demek önemli değil midir?
Geniş kitleler savaş politikalarıyla
aptallaştırılmışken, çıkıp gerçekleri haykırmak gerekmez mi?
Grup şimdiye kadar demokratikleşme konusunda pek çok
değerli çalışma yaptı. Bunların devamı gerekmez mi?
Açık söyleyeyim, o meclisten ayrıldıktan sonra, Muş'ta
taranan insanlarımız için, Diyarbakır’da katledilen gencimiz için,
içişleri bakanını ancak telefonla arayabilirsiniz. Ve ne olur biliyor
musunuz? Telefonunuza dahi çıkmazlar. Mecliste önerge vermek düzeyinden
neden telefonla dahi görüşememe düzeyine geriliyoruz? Bu bizim ne türden
bir işimize yarıyor?
Alçak yer yiğidi hor gösterir demiş atalarımız.
Devlette Kürt sorununu çözecek muhatap bulunamıyor derken telefona
çıkacak muhatap bile bulunamaz hale gelmenin anlamı ne?
DTP grubu Anayasa Mahkemesinin partiyi kapatması
durumunda parlamentodan çekileceğini açıkladığında, kararla birlikte 7
milletvekilinin siyasi yasaklı kapsamına alınacağı ve meclisteki
vekillerin grup hakları ellerinden alınarak etkisizleştirileceği,
mecliste bulunmalarının anlamsızlaştırılacağı öngörüsü ağırlık
kazanmıştı. Devlet 22 Temmuz 2007 seçimlerinde de DTP grup kuramasın
diye varını yoğunu ortaya koymuştu. Şimdi ortaya çıkan tabloda sistemin
bu planını bozma, AKP’nin, CHP’nin, MHP’nin bu amaçlarına ulaşmalarını
engelleme olasılığı vardır. Bu olasılığa sırt çevirmek doğru bir
politika olmayacaktır.
Benim izlediğim kadarıyla meclisin ve vekilliğin terki
içinde zımnen “barış için o kadar uğraştık, siz bize aldırış etmediniz”
türü bir sitemi de içermekte.
Böyle bir duygu durumunun muhatabı kimdir? Sitem kime
ve neden yapılıyor?
Sitemin duygusal bir yanı vardır.
Sitem bir hareketin üzüntü, alınganlık, kırgınlık
duyguları uyandırdığını öfkelenmeden bağırıp çağırmadan ifade etme
biçimidir.
AKP’nin MHP’nin CHP’nin ve toplamda sistemin yaptıkları
bizde alınganlık ve kırgınlık duyguları mı oluşturuyor?
Başından dememiş miydik bu proje bir tasfiye projesidir
diye?
Kürt kurumlarını dağıtmayı esas almıştır diye?
Somut durum yalnızca tespitlerimizi doğru çıkarıyor.
Düşmanlar düşmanlıklarını yaparlar, “siz neden
düşmanlık yapıyorsunuz?” diye onlara bozulmanın alemi yoktur. MHP'si de,
CHP'si de, AKP'si de savaş partileridir ve bu anlamda politik olarak
düşmanlarımızdır.
Peki ne yapmalı?
Kurumlarımızı büyük bir kıskançlıkla savunmalı.
Olduğumuz yerde olmaya devam etmeli.
Kalanlar meclisi terkimizden dolayı üzülmeyecekler, bu
durum onları sevindirecek. Şu anda eminim ki savaş partileri zil takıp
oynamaktadırlar.
AKP açılım sürecindeki beceriksizliğini DTP’nin sırtına
yüklemeye çalıştı. CHP ve MHP açılımın “bir terörle müzakere” süreci
olduğu iddiasını DTP ile temellendirmeye çalıştı. İnsanlarımız patır
patır öldürülürken, kabahat DTP’de bulundu. İşte şimdi DTP yok, DTP
sırtına yüklenen yükler ve sorumluluklarla birlikte meclisten ayrıldı.
Oysa durup bu anlayışlarla mücadele etmek gerekmez mi?
Barışı tam da savaş meclisinde haykırmak gerekmez mi?
Meclis egemenlerin bir lütfu değildir. Hatırlanacaktır,
meclise bin türlü üçkâğıtçılığa, seçim hilesine rağmen girdik. Adeta
tünel kazarak girmiştik meclise. Seçim sürecinde köy köy, kasaba kasaba
ne kadar özveriyle çalışıldığını hatırlayalım. Halklarımızın meclise
girişten beklediklerini ve duydukları coşkuyu hatırlayalım.
Bu kadar çabanın sonucu böyle mi olmalıydı?
Hiç kuşkumuz yok meclisten ayrılan arkadaşlarımız
dışarıda da son derece faydalı işler yapacaklar. Buna karşın neden
kazanılmış olanı bırakalım?
Mevzilerimiz mücadeleyle kazanılmıştır ve meclis de
demokrasi mücadelesinin mevzilerinden biridir. Mevzilerimizi bu kadar
çabuk terk etmeyelim.
Vekilliklerden istifa etmeyelim, inadına mecliste
kalalım ve yeniden grup kurmak için çabalayalım. Çözümü de çözümsüzlüğü
de çıkış noktasında karşılayalım.